NoMaD
03.07.07, 10:34:40
MÜBADELENİN MAZLUM MİSAFİRLERİ
Cahide Zengin Aghatabay, Bengi Yayınları, tarih, 335 sayfa
'Mübadelenin Mazlum Misafirleri'nin yazarı Cahide Zengin Aghatabay, zamanında mübadeleyle Türkiye'ye göç etmiş bir aileden geliyor. 1923'te Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşma kapsamında, Türkiye'ye 400 bin civarında göçmen geldi. Aghatabay bu çalışmasını, ağırlıklı olarak zamanın gazetelerinde yer alan haberlere dayandırıyor. Mübadeleye dair şu ana kadar yapılan çalışmaların, bir-iki istisna dışında, bu konuyu çoğunlukla tarihi ve siyasi bir olay olarak ele aldığı bilinir. Bu çalışma ise, zamanın gazetelerine olayın yansıyış biçimini ele alması yönüyle, göçün sosyal, kültürel, ekonomik ve hatta sağlık sorunlarıyla ilgili ayrıntılarını barındırıyor.
POLİTİK KORNER
Melih Pekdemir, Arkadaş Yayınları, roman, 286 sayfa
Melih Pekdemir'in 'Politik Korner'i, Türkiye'de son yıllarda cereyan eden olayları hikâye eden bir politik kurgu. Pekdemir'in kısmen doğru olaylardan da yararlandığı romanı, Binbir Gece Masalları'ın baş kahramanı Şehrazat gibi gerçeküstücü karakterleri de barındırıyor. Öykü, anlatıcının, bir gece vakti evinden alınarak "merkez"e götürülmesiyle başlıyor. Polisin anlatıcıyı sorguya çekmesi üzerine kurulan kurgu, böylece, gerçeklerle hayali olanların birbirine karışmasını da beraberinde getirecektir. Buradan ABD'nin Ortadoğu işgaline, Recep Tayyip Erdoğan'ın Beyaz Parti'den Beyaz Saray'a uzanan serüvenine gidilir. Şamil, Vakkas ve Tebernüş ise, romanda dikkat çeken karakterler.
YARIM GÜL
Pınar Aka, Paperous Yayınları, öykü, 107 sayfa
Pınar Aka'nın ilk öykü kitabı 'Aynalara Yolculuk' ismini taşıyordu. Tümü kısa öykülerden oluşan 'Yarım Gül' ise, yazarın, on yıl gibi uzun bir süreden sonra yayımlanan ikinci kitabı. Aka'nın öyküleri için, olaylardan çok, belli bir durumu, anı tasvir eden metinlerdir denebilir. Öykülerin bazı anımsamalar, alıntılar veya atıflarla öne çıkmasının bir nedeni de bu. Aka'nın kısa öykülerini kurgulayış tarzı, böylelikle sıkıntı, yalnızlık, ölüm gibi varoluşsal sorunlardan, yazının yaşamla ve varoluşla kurduğu bağa kadar çok çeşitli konularda geziniyor. Öykülerde müzik de bir araç olarak kullanılmış. Örneğin Debussy müziği, ele alınan konuyu pekiştiren özellikte kullanılmasıyla dikkate değer.
BALGÎFA MAR/ YILAN YASTIĞI
Murathan Mungan, çeviren: Lal Laleş, Œrfan AmÓda, Lis Yayınları, şiir, 207 sayfa
'Balgîfa Mar/ Yılan Yastığı', Murathan Mungan'ın altı şiir kitabından yapılan bir seçkiden oluşuyor. Kürtçe ve Türkçe yayımlanan kitap, iki dilin kardeşliğine katkı sunuyor. Çalışma, aynı zamanda Türkiye'de eksikliği hissedilen Kürtçe yayınlar konusunda da atılmış nitelikli bir adım. Kitapta yer alan 'Mehmet' isimli şiirden bir alıntının Kürtçe ve Türkçesi şöyle: "Rûne li ber siya/ Dara ku min ji bo te çandiye û evînê/ li min guhdarî bike/ wext hindik e/ Piştî gotinan belkî em nemînin her du jî (...)"/ "Otur gölgesine/ Senin için diktiğim ağacın, aşkın/ beni dinle/ zaman az/ Sözlerden sonra belki kalmayız ikimiz de (...)"
EĞRETİ BURJUVALAR
Canan Barlas, Merkez Kitaplar, inceleme, 104 sayfa
Canan Barlas'ın 'Eğreti Burjuvalar'ı, kendisinin Türkiye'deki sosyeteye, zenginler dünyasına dair kişisel tanıklıklarından, gözlemlerinden, yorumlarından oluşuyor. Barlas'ın yorumlarını ilginç kılan, bunları yaparken, salt sosyolojik tahlilleri değil, kendi kişisel tarihini de merkeze almasıdır denebilir. Böylece bu kişisel tarihten gücünü alan metinler, Türkiye'nin sosyal, kültürel tarihine dair önemli ayrıntılar sunmuş oluyor. Barlas'ın metinleri, Türkiye için neden iki arada kalmış bir ülke tanımlaması yapıldığını da iyi anlatıyor. Yüzünü ne tarafa döneceğini bilememiş bir ülkenin, batılılaşma yolundaki "eğreti" macerası, metinlerin başlıca ilgi çekiciliğini oluşturuyor.
LEONARDO
Martin Kemp, çeviren: Handan Balkara, Dost Yayınevi, sanat tarihi, 198 sayfa
Sanat tarihi profesörü olan Martin Kemp'in 'Leonardo'su, Leonardo da Vinci'nin yaşamı ve eserlerini merkeze alıyor. Vinci'nin şaheserlerinden 'Mona Lisa' ve 'Son Akşam Yemeği'yle incelemesine başlayan Kemp, sanatçı ve bilim adamının bilimsel düşüncelerinden zamanının sanat aktörleriyle arasındaki ilişkilere kadar uzanıyor. da Vinci'nin toplamda yirmi bin sayfayı bulan çizimleri üzerine uzun yıllar çalışan Kemp'in eseri, sanatçının taslaklarındaki ayrıntılara yer vermesiyle ilgiye değer. Leonardo'nun sanat ve bilim alanındaki çalışmaları konusunda önde gelen otoritelerden biri olan Kemp'in, bu kitabında çok sayıda yağlıboya resim örneğinin de bulunduğunu belirtelim.
AYVALIK'TAN CUNDA'DAN
Ahmet Yorulmaz, Remzi Kitabevi, tarih, 120 sayfa
'Ayvalık'tan Cunda'dan', kentlerin insanlar, insanların da kentler üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Burada, Ayvalık'ın 1920'lerin başlarından günümüze kadar uzanan tarihinde yer etmiş isimler, yaşanmışlıklar ve anılar dile getiriliyor. Yorulmaz'ın anlatı özellikleriyle öne çıkan kitabı, özellikle okuyanda Ayvalık'ı görme isteği uyandıracak özellikte bir şehir monografisi. Yazar, mübadelenin göçmenlerinden, Erkek Fatma'dan, Taş Kahve'den, Zigardel'den, Angaralı'dan, Uğur Mumcu'nun Komünist Ahmet Usta'sından, Babu Mustafa'dan, kendi keçisine ceza makbuzu kestiren Bekçi Hüseyin'den, Ayvalık Halkevi'nin emektarlarından ve Ayvalık'a dair daha birçok ayrıntıdan bahsediyor.
NEFES TEKNİKLERİ
Mustafa Kartal, Sistem Yayıncılık, kişisel gelişim, 288 sayfa
Mustafa Kartal'ın 'Nefes Teknikleri'nin alt başlığı 'Nefesin Sihirli Gücü'. Kartal bu çalışmasıyla, okurun doğru nefes almayı öğrenmesini ve uygulayabileceği nefes tekniklerini öğretmeyi amaçlıyor. Kitapta bunu sağlamak için birçok kültürden, nefes almakla ilgili teknikler bulunuyor. Kartal kitabında, Batının bilimsel nefes teknikleri ile, Doğu felsefesinde yoga ve meditasyon uygulaması içinde yer alan Panayama ve Kokyu-Ho'nun nefes tekniklerinin bir sentezini yapıyor. Yazarın sekiz yıl ses ve nefes teknikleri konusunda eğitim aldığını, opera gibi, tamamen nefesin kontrol ve yönetimini esas alan bir bölümden mezun olduğunu da belirtmekte fayda var.
TOPRAK ARABACIK
Şudraka, çeviren: Korhan Kaya, tiyatro, 246 sayfa
Şudraka'nın 'Toprak Arabacık'ı, aşk, polisiye ve iktidar mücadelelerini ele alan bir drama. Şudraka, dördüncü yüzyılda yaşadığı kabul edilen, Hint Edebiyatı'nın önde gelen isimlerinden. Özellikle 'Toprak Arabacık'ın on perdeden oluşması ve karakterlerindeki çeşitlilik, onu Hint dramları arasında ayrıcalıklı bir yere oturtuyor. Yoksulluğa düşmüş bir tüccar ve onun hayat kadını sevgilisi ile olan birlikteliği; kralın kayınbiraderinin zalimliği ve mahkemeyi aldatması; haksızlığa uğrayan çobanın oğlunun etrafına bir sürü insan toplayarak krala kafa tutması, dramın başlıca konularını oluşturuyor. Dram konular üzerinden ilerlerken, okuyucu da, birbirinden farklı kahramanlarla tanışır.
İSLAM ARKEOLOJİSİ
Timothy Insoll, çeviren: Bahar Tırnakcı, Homer Kitabevi, arkeoloji, 288 sayfa
Timothy Insoll'ün, 'İslam Arkeolojisi' ağırlıklı olarak İslam dinine bağlı olanlardan günümüze kadar kalan maddi kalıntılara odaklanıyor. Fakat çalışma bununla sınırlı kalmayıp, bir dizi örnek üzerinden İslamiyet'e özgü maddi kültürün çeşitliliği ve zenginliğini de sergiliyor. Kitapta temelde, cami, konut ortamı, İslam kenti, ölüm ve ölü gömme, sanat, üretim, ticaret gibi konular ele alınıyor. Bu konulara sunulan örnekler de Arabistan ve Orta Doğu gibi İslam dünyasının merkezi sayılan yerlerden seçilmiş. Manchester Üniversitesi profesörlerinden olan Insoll'ün çalışmasının konu hakkında yazılmış rehber kitaplardan biri olmaya aday olduğunu söyleyebiliriz.
TEHLİKE COĞRAFYASI
Hamid Skif, çeviren: İsmail Yerguz, İstiklal Kitabevi, roman, 156 sayfa
'Tehlike Coğrafyası'nın yazarı Hamid Skif, aynı zamanda şair de. 1951 yılında Cezayir'in Oran kentinde doğan Skif, Cezayir hapishanelerinde yaşanan işkence ve kötü muamele üzerine yazılar yazdı. Fundamentalistlerin bombalı saldırısı sonucu ailesiyle birlikte ülkesinden kaçmak zorunda kalan Skif, Hamburg'a yerleşti. Skif'in bu romanı, kimlik belgesi olmayan bir adamın aylarca bir hizmetçi odasında yaşamasını hikâye ediyor. Odasının çatı penceresinden insanları izleyen bu sürgün anlatıcı, sıklıkla geçmişini hatırlarken, öte yandan da okuyucuyu, sürgünler, mülteciler gibi, yasadışı yaşamak zorunda kalmış olanların hayatı üzerine düşünmeye çağırıyor.
ATEŞ VE KILIÇ
Henryk Sienkiewicz, çeviren: Okay Gönensin, Plato Film Yayınları, roman, 377 sayfa
'Ateş ve Kılıç', Henryk Sienkiewicz'in tarihi roman üçlemesinin ilk kitabını oluşturuyor. Bu romanda, Polonya'nın 17. yüzyıl boyunca kendini savunmak amacıyla içine düştüğü bir dizi savaş hikâye ediliyor. Roman konusunu, Polonya ve Ukrayna arasındaki savaştan alır. Dük Yerema'nın ordusunun hafif süvari birliğinde görevli bir subay olan Jan Kretuski, Prenses Helen'e aşık olur. Fakat Prenses kazaklar tarafından kaçırılır. Kretuski ve arkadaşları bundan sonra yalnızca Polonya için değil, aynı zamanda onun kaybolmuşluğunun, aşağılanmışlığının simgesi olan Prensesi bulmak için de savaşmak zorunda kalması da, romanın başlıca olay örgüsünü oluşturur.
ŞİFACI 2
Adam, çeviren: Ayla Yasa, Gün Yayınları, kişisel gelişim, 192 sayfa
'Şifacı 2'nin yazarı Adam'ın, "uzaktan şifa verme" yeteneğine sahip olduğu iddia ediliyor. Kitabın ilkinde, şifa yeteneğini nasıl keşfettiğini ve geliştirdiğini anlatan Adam, burada da, konuya kaldığı yerden devam ediyor. Serinin ilk kitabında, Adam için, "Onaltı yaşında olmasına rağmen, uzaktaki insanlarla ilişkiye geçerek sağlıklarını etkileyebiliyor. Bu insanın onunla aynı kıtada olup olmamasının hiçbir önemi yok," deniyordu. Yazar, bu kitabında da, öncekine çok benzer biçimde, kendisindeki bu "özel armağanı" nasıl geliştirdiğini anlatıyor.
"Şifacı" modern tıbbın üstesinden gelemediği hastalıklara çözüm olarak, "herkesin içinde bulunan iyileştirici gücü" gösteriyor.
Yaz sıcağına uygun bir kitap
DERİN DONDURUCU
Lisa Jackson, Çeviren: Solina Silahlı, Alfa Basım Yayın, 585 sayfa.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da çevremiz romantik-macera romanlarıyla doldu. Bunlar arasından ne yazık ki çok azı plaja ya da havuz kenarına inerken insanın yanında götürmesine değecek türden -evde otururken okunacak kitaplara hiç girmiyorum şimdilik-. Lisa Jackson'ın Derin Dondurucu'su iyi tatil kitaplarından biri. Kadın eliyle kadın kahramanların başından geçenleri konu alan uzaktan Hollywood manzaralı kitaplar arasından iyi bir seçim, sürükleyici ve rahat okunur.
Gelelim Derin Dondurucu'nun konusuna: Bir Hollywood yıldızı olan Jenna Hughes'un tam güney Kaliforniya tarzı eğlence dolu hayatı, son çalıştığı filmin setinde kız kardeşinin kendisini öldürmesiyle altüst oluyor. Bu ölümle yıkılan Jenna hayatını sorgularken evliliğinin bittiğini, sevgi özürlü bir çevrede yaşadığını ve çocuklarının aşırı şımarık gençler olarak yetiştiklerini fark edince marjinal bir karar alıyor: Taşraya taşınmak.
Tabii eğer klasik bir polisiye okuyucusuysanız taşınmanın bu tür kitaplarda her zaman felaketi de beraberinde getirdiğini bilirsiniz.
Hughes, çocuklarını da alıp Hollywood'dan ayrılarak sessiz sakin bir belde olduğuna inandığı Kolombiya Nehri kıyılarına yerleşiyor. Bu noktada Jackson'ın kitabını benzerlerinden ayıran çizgiyi çekebiliriz: Genelde bu tür kitaplarda, kahramanlar gittikleri yerde belayı bulurlar, soruna 'bulaşırlar' ama problemin kaynağı kendileri değildir. Oysa Jackson'ın kitabında belayı beraberinde getiren sevgili Hollywood yıldızımız. Yörede yaşayan kadınların kaybolmaya başlamalarıyla beraber sessiz sakin taşra beldesi bir tür Jeffrey Dahmer'in oyun alanına dönüşüyor. Bir yandan da önceleri kimsenin cinayetlerle bağdaştırmadığı hırsızlıklar ortaya çıkıyor: Yöredeki tiyatroya bağışlanan giysi ve mücevherlerin çalınmaları gibi..
Ve bu noktada devreye yan karakterimiz giriyor kaçınılmaz olarak. Romanın kahramanı kadın olduğu için bir de yakışıklı erkek yan-karakter olduğunu tahmin etmişsinizdir; bu karakter genelde kanun adamı olur, Derin Dondurucu da bu kurala uyuyor. Kasabaya yerleşmesinden kısa süre sonra kasabanın en seksi adamı şerif Shane Carter'la görüşmeye başlıyor Jenna Hughes.. Ne yazık ki cinayetler başladığında şerif dahi ona yardım edebilecek konumda değil; kendi işini kendisi görmek zorunda.
Derin Dondurucu klasik şablonla yazılmış bir kitap. Önceden kestirilebilir bir olay akışı var. Ya da öyle görünüyor. Ama ben sonu yanlış tahmin etmişim mesela. Lisa Jackson'ın Yine de öyle çok büyük bir sürpriz beklemeyin.
Radikal gazetesi
Cahide Zengin Aghatabay, Bengi Yayınları, tarih, 335 sayfa
'Mübadelenin Mazlum Misafirleri'nin yazarı Cahide Zengin Aghatabay, zamanında mübadeleyle Türkiye'ye göç etmiş bir aileden geliyor. 1923'te Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşma kapsamında, Türkiye'ye 400 bin civarında göçmen geldi. Aghatabay bu çalışmasını, ağırlıklı olarak zamanın gazetelerinde yer alan haberlere dayandırıyor. Mübadeleye dair şu ana kadar yapılan çalışmaların, bir-iki istisna dışında, bu konuyu çoğunlukla tarihi ve siyasi bir olay olarak ele aldığı bilinir. Bu çalışma ise, zamanın gazetelerine olayın yansıyış biçimini ele alması yönüyle, göçün sosyal, kültürel, ekonomik ve hatta sağlık sorunlarıyla ilgili ayrıntılarını barındırıyor.
POLİTİK KORNER
Melih Pekdemir, Arkadaş Yayınları, roman, 286 sayfa
Melih Pekdemir'in 'Politik Korner'i, Türkiye'de son yıllarda cereyan eden olayları hikâye eden bir politik kurgu. Pekdemir'in kısmen doğru olaylardan da yararlandığı romanı, Binbir Gece Masalları'ın baş kahramanı Şehrazat gibi gerçeküstücü karakterleri de barındırıyor. Öykü, anlatıcının, bir gece vakti evinden alınarak "merkez"e götürülmesiyle başlıyor. Polisin anlatıcıyı sorguya çekmesi üzerine kurulan kurgu, böylece, gerçeklerle hayali olanların birbirine karışmasını da beraberinde getirecektir. Buradan ABD'nin Ortadoğu işgaline, Recep Tayyip Erdoğan'ın Beyaz Parti'den Beyaz Saray'a uzanan serüvenine gidilir. Şamil, Vakkas ve Tebernüş ise, romanda dikkat çeken karakterler.
YARIM GÜL
Pınar Aka, Paperous Yayınları, öykü, 107 sayfa
Pınar Aka'nın ilk öykü kitabı 'Aynalara Yolculuk' ismini taşıyordu. Tümü kısa öykülerden oluşan 'Yarım Gül' ise, yazarın, on yıl gibi uzun bir süreden sonra yayımlanan ikinci kitabı. Aka'nın öyküleri için, olaylardan çok, belli bir durumu, anı tasvir eden metinlerdir denebilir. Öykülerin bazı anımsamalar, alıntılar veya atıflarla öne çıkmasının bir nedeni de bu. Aka'nın kısa öykülerini kurgulayış tarzı, böylelikle sıkıntı, yalnızlık, ölüm gibi varoluşsal sorunlardan, yazının yaşamla ve varoluşla kurduğu bağa kadar çok çeşitli konularda geziniyor. Öykülerde müzik de bir araç olarak kullanılmış. Örneğin Debussy müziği, ele alınan konuyu pekiştiren özellikte kullanılmasıyla dikkate değer.
BALGÎFA MAR/ YILAN YASTIĞI
Murathan Mungan, çeviren: Lal Laleş, Œrfan AmÓda, Lis Yayınları, şiir, 207 sayfa
'Balgîfa Mar/ Yılan Yastığı', Murathan Mungan'ın altı şiir kitabından yapılan bir seçkiden oluşuyor. Kürtçe ve Türkçe yayımlanan kitap, iki dilin kardeşliğine katkı sunuyor. Çalışma, aynı zamanda Türkiye'de eksikliği hissedilen Kürtçe yayınlar konusunda da atılmış nitelikli bir adım. Kitapta yer alan 'Mehmet' isimli şiirden bir alıntının Kürtçe ve Türkçesi şöyle: "Rûne li ber siya/ Dara ku min ji bo te çandiye û evînê/ li min guhdarî bike/ wext hindik e/ Piştî gotinan belkî em nemînin her du jî (...)"/ "Otur gölgesine/ Senin için diktiğim ağacın, aşkın/ beni dinle/ zaman az/ Sözlerden sonra belki kalmayız ikimiz de (...)"
EĞRETİ BURJUVALAR
Canan Barlas, Merkez Kitaplar, inceleme, 104 sayfa
Canan Barlas'ın 'Eğreti Burjuvalar'ı, kendisinin Türkiye'deki sosyeteye, zenginler dünyasına dair kişisel tanıklıklarından, gözlemlerinden, yorumlarından oluşuyor. Barlas'ın yorumlarını ilginç kılan, bunları yaparken, salt sosyolojik tahlilleri değil, kendi kişisel tarihini de merkeze almasıdır denebilir. Böylece bu kişisel tarihten gücünü alan metinler, Türkiye'nin sosyal, kültürel tarihine dair önemli ayrıntılar sunmuş oluyor. Barlas'ın metinleri, Türkiye için neden iki arada kalmış bir ülke tanımlaması yapıldığını da iyi anlatıyor. Yüzünü ne tarafa döneceğini bilememiş bir ülkenin, batılılaşma yolundaki "eğreti" macerası, metinlerin başlıca ilgi çekiciliğini oluşturuyor.
LEONARDO
Martin Kemp, çeviren: Handan Balkara, Dost Yayınevi, sanat tarihi, 198 sayfa
Sanat tarihi profesörü olan Martin Kemp'in 'Leonardo'su, Leonardo da Vinci'nin yaşamı ve eserlerini merkeze alıyor. Vinci'nin şaheserlerinden 'Mona Lisa' ve 'Son Akşam Yemeği'yle incelemesine başlayan Kemp, sanatçı ve bilim adamının bilimsel düşüncelerinden zamanının sanat aktörleriyle arasındaki ilişkilere kadar uzanıyor. da Vinci'nin toplamda yirmi bin sayfayı bulan çizimleri üzerine uzun yıllar çalışan Kemp'in eseri, sanatçının taslaklarındaki ayrıntılara yer vermesiyle ilgiye değer. Leonardo'nun sanat ve bilim alanındaki çalışmaları konusunda önde gelen otoritelerden biri olan Kemp'in, bu kitabında çok sayıda yağlıboya resim örneğinin de bulunduğunu belirtelim.
AYVALIK'TAN CUNDA'DAN
Ahmet Yorulmaz, Remzi Kitabevi, tarih, 120 sayfa
'Ayvalık'tan Cunda'dan', kentlerin insanlar, insanların da kentler üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Burada, Ayvalık'ın 1920'lerin başlarından günümüze kadar uzanan tarihinde yer etmiş isimler, yaşanmışlıklar ve anılar dile getiriliyor. Yorulmaz'ın anlatı özellikleriyle öne çıkan kitabı, özellikle okuyanda Ayvalık'ı görme isteği uyandıracak özellikte bir şehir monografisi. Yazar, mübadelenin göçmenlerinden, Erkek Fatma'dan, Taş Kahve'den, Zigardel'den, Angaralı'dan, Uğur Mumcu'nun Komünist Ahmet Usta'sından, Babu Mustafa'dan, kendi keçisine ceza makbuzu kestiren Bekçi Hüseyin'den, Ayvalık Halkevi'nin emektarlarından ve Ayvalık'a dair daha birçok ayrıntıdan bahsediyor.
NEFES TEKNİKLERİ
Mustafa Kartal, Sistem Yayıncılık, kişisel gelişim, 288 sayfa
Mustafa Kartal'ın 'Nefes Teknikleri'nin alt başlığı 'Nefesin Sihirli Gücü'. Kartal bu çalışmasıyla, okurun doğru nefes almayı öğrenmesini ve uygulayabileceği nefes tekniklerini öğretmeyi amaçlıyor. Kitapta bunu sağlamak için birçok kültürden, nefes almakla ilgili teknikler bulunuyor. Kartal kitabında, Batının bilimsel nefes teknikleri ile, Doğu felsefesinde yoga ve meditasyon uygulaması içinde yer alan Panayama ve Kokyu-Ho'nun nefes tekniklerinin bir sentezini yapıyor. Yazarın sekiz yıl ses ve nefes teknikleri konusunda eğitim aldığını, opera gibi, tamamen nefesin kontrol ve yönetimini esas alan bir bölümden mezun olduğunu da belirtmekte fayda var.
TOPRAK ARABACIK
Şudraka, çeviren: Korhan Kaya, tiyatro, 246 sayfa
Şudraka'nın 'Toprak Arabacık'ı, aşk, polisiye ve iktidar mücadelelerini ele alan bir drama. Şudraka, dördüncü yüzyılda yaşadığı kabul edilen, Hint Edebiyatı'nın önde gelen isimlerinden. Özellikle 'Toprak Arabacık'ın on perdeden oluşması ve karakterlerindeki çeşitlilik, onu Hint dramları arasında ayrıcalıklı bir yere oturtuyor. Yoksulluğa düşmüş bir tüccar ve onun hayat kadını sevgilisi ile olan birlikteliği; kralın kayınbiraderinin zalimliği ve mahkemeyi aldatması; haksızlığa uğrayan çobanın oğlunun etrafına bir sürü insan toplayarak krala kafa tutması, dramın başlıca konularını oluşturuyor. Dram konular üzerinden ilerlerken, okuyucu da, birbirinden farklı kahramanlarla tanışır.
İSLAM ARKEOLOJİSİ
Timothy Insoll, çeviren: Bahar Tırnakcı, Homer Kitabevi, arkeoloji, 288 sayfa
Timothy Insoll'ün, 'İslam Arkeolojisi' ağırlıklı olarak İslam dinine bağlı olanlardan günümüze kadar kalan maddi kalıntılara odaklanıyor. Fakat çalışma bununla sınırlı kalmayıp, bir dizi örnek üzerinden İslamiyet'e özgü maddi kültürün çeşitliliği ve zenginliğini de sergiliyor. Kitapta temelde, cami, konut ortamı, İslam kenti, ölüm ve ölü gömme, sanat, üretim, ticaret gibi konular ele alınıyor. Bu konulara sunulan örnekler de Arabistan ve Orta Doğu gibi İslam dünyasının merkezi sayılan yerlerden seçilmiş. Manchester Üniversitesi profesörlerinden olan Insoll'ün çalışmasının konu hakkında yazılmış rehber kitaplardan biri olmaya aday olduğunu söyleyebiliriz.
TEHLİKE COĞRAFYASI
Hamid Skif, çeviren: İsmail Yerguz, İstiklal Kitabevi, roman, 156 sayfa
'Tehlike Coğrafyası'nın yazarı Hamid Skif, aynı zamanda şair de. 1951 yılında Cezayir'in Oran kentinde doğan Skif, Cezayir hapishanelerinde yaşanan işkence ve kötü muamele üzerine yazılar yazdı. Fundamentalistlerin bombalı saldırısı sonucu ailesiyle birlikte ülkesinden kaçmak zorunda kalan Skif, Hamburg'a yerleşti. Skif'in bu romanı, kimlik belgesi olmayan bir adamın aylarca bir hizmetçi odasında yaşamasını hikâye ediyor. Odasının çatı penceresinden insanları izleyen bu sürgün anlatıcı, sıklıkla geçmişini hatırlarken, öte yandan da okuyucuyu, sürgünler, mülteciler gibi, yasadışı yaşamak zorunda kalmış olanların hayatı üzerine düşünmeye çağırıyor.
ATEŞ VE KILIÇ
Henryk Sienkiewicz, çeviren: Okay Gönensin, Plato Film Yayınları, roman, 377 sayfa
'Ateş ve Kılıç', Henryk Sienkiewicz'in tarihi roman üçlemesinin ilk kitabını oluşturuyor. Bu romanda, Polonya'nın 17. yüzyıl boyunca kendini savunmak amacıyla içine düştüğü bir dizi savaş hikâye ediliyor. Roman konusunu, Polonya ve Ukrayna arasındaki savaştan alır. Dük Yerema'nın ordusunun hafif süvari birliğinde görevli bir subay olan Jan Kretuski, Prenses Helen'e aşık olur. Fakat Prenses kazaklar tarafından kaçırılır. Kretuski ve arkadaşları bundan sonra yalnızca Polonya için değil, aynı zamanda onun kaybolmuşluğunun, aşağılanmışlığının simgesi olan Prensesi bulmak için de savaşmak zorunda kalması da, romanın başlıca olay örgüsünü oluşturur.
ŞİFACI 2
Adam, çeviren: Ayla Yasa, Gün Yayınları, kişisel gelişim, 192 sayfa
'Şifacı 2'nin yazarı Adam'ın, "uzaktan şifa verme" yeteneğine sahip olduğu iddia ediliyor. Kitabın ilkinde, şifa yeteneğini nasıl keşfettiğini ve geliştirdiğini anlatan Adam, burada da, konuya kaldığı yerden devam ediyor. Serinin ilk kitabında, Adam için, "Onaltı yaşında olmasına rağmen, uzaktaki insanlarla ilişkiye geçerek sağlıklarını etkileyebiliyor. Bu insanın onunla aynı kıtada olup olmamasının hiçbir önemi yok," deniyordu. Yazar, bu kitabında da, öncekine çok benzer biçimde, kendisindeki bu "özel armağanı" nasıl geliştirdiğini anlatıyor.
"Şifacı" modern tıbbın üstesinden gelemediği hastalıklara çözüm olarak, "herkesin içinde bulunan iyileştirici gücü" gösteriyor.
Yaz sıcağına uygun bir kitap
DERİN DONDURUCU
Lisa Jackson, Çeviren: Solina Silahlı, Alfa Basım Yayın, 585 sayfa.
Her yaz olduğu gibi bu yaz da çevremiz romantik-macera romanlarıyla doldu. Bunlar arasından ne yazık ki çok azı plaja ya da havuz kenarına inerken insanın yanında götürmesine değecek türden -evde otururken okunacak kitaplara hiç girmiyorum şimdilik-. Lisa Jackson'ın Derin Dondurucu'su iyi tatil kitaplarından biri. Kadın eliyle kadın kahramanların başından geçenleri konu alan uzaktan Hollywood manzaralı kitaplar arasından iyi bir seçim, sürükleyici ve rahat okunur.
Gelelim Derin Dondurucu'nun konusuna: Bir Hollywood yıldızı olan Jenna Hughes'un tam güney Kaliforniya tarzı eğlence dolu hayatı, son çalıştığı filmin setinde kız kardeşinin kendisini öldürmesiyle altüst oluyor. Bu ölümle yıkılan Jenna hayatını sorgularken evliliğinin bittiğini, sevgi özürlü bir çevrede yaşadığını ve çocuklarının aşırı şımarık gençler olarak yetiştiklerini fark edince marjinal bir karar alıyor: Taşraya taşınmak.
Tabii eğer klasik bir polisiye okuyucusuysanız taşınmanın bu tür kitaplarda her zaman felaketi de beraberinde getirdiğini bilirsiniz.
Hughes, çocuklarını da alıp Hollywood'dan ayrılarak sessiz sakin bir belde olduğuna inandığı Kolombiya Nehri kıyılarına yerleşiyor. Bu noktada Jackson'ın kitabını benzerlerinden ayıran çizgiyi çekebiliriz: Genelde bu tür kitaplarda, kahramanlar gittikleri yerde belayı bulurlar, soruna 'bulaşırlar' ama problemin kaynağı kendileri değildir. Oysa Jackson'ın kitabında belayı beraberinde getiren sevgili Hollywood yıldızımız. Yörede yaşayan kadınların kaybolmaya başlamalarıyla beraber sessiz sakin taşra beldesi bir tür Jeffrey Dahmer'in oyun alanına dönüşüyor. Bir yandan da önceleri kimsenin cinayetlerle bağdaştırmadığı hırsızlıklar ortaya çıkıyor: Yöredeki tiyatroya bağışlanan giysi ve mücevherlerin çalınmaları gibi..
Ve bu noktada devreye yan karakterimiz giriyor kaçınılmaz olarak. Romanın kahramanı kadın olduğu için bir de yakışıklı erkek yan-karakter olduğunu tahmin etmişsinizdir; bu karakter genelde kanun adamı olur, Derin Dondurucu da bu kurala uyuyor. Kasabaya yerleşmesinden kısa süre sonra kasabanın en seksi adamı şerif Shane Carter'la görüşmeye başlıyor Jenna Hughes.. Ne yazık ki cinayetler başladığında şerif dahi ona yardım edebilecek konumda değil; kendi işini kendisi görmek zorunda.
Derin Dondurucu klasik şablonla yazılmış bir kitap. Önceden kestirilebilir bir olay akışı var. Ya da öyle görünüyor. Ama ben sonu yanlış tahmin etmişim mesela. Lisa Jackson'ın Yine de öyle çok büyük bir sürpriz beklemeyin.
Radikal gazetesi
